maldia
Malatya
07 Mart, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Kudüste Tarihi Kırılma ve Yeni Dönem

22 Eylül 2025, Pazartesi 00:36

KUDÜS’ÜN EMANETİ VE NETANYAHU’NUN KUYRUK ACI: TARİHİN YENİ SAYFASINI TÜRKİYE AÇACAKTarihin bazı anları vardır ki yalnızca bir şehir veya ülkenin değil, bütün bir medeniyetin yönünü değiştirir. İşte son günlerde yaşanan gelişmeler, tam da böyle bir kırılma noktasını işaret ediyor. Kudüs Patriği Theofilos’un İstanbul’a gelişi ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Hz. Ömer’in 638 yılında Kudüs’te Hristiyanlara verdiği emannamenin bir kopyasını teslim etmesi, tarihin akışında yeni bir dönemi başlatmıştır.

Bu ziyaret ve hediye, sıradan bir diplomatik jest değil; Hristiyan dünyasının açıkça, “Bizi Yahudi zulmünden koru” çağrısıdır. Hz. Ömer’in adaletini temsil eden bu belge, 1400 yıl sonra Erdoğan’a takdim edilerek Türkiye’nin Kudüs üzerindeki tarihi ve manevi rolünün yeniden teyit edildiğini göstermektedir. Kudüs’teki Hristiyan mirası, İsrail’in saldırganlığı ve Batı’nın sessizliği nedeniyle yok olma tehlikesi altındayken, batının yahudi uşaklığı sebebiyle tek güvenilecek kapı Türkiye olmuştur. Bu durum, Erdoğan’ın yalnızca Müslümanların değil, mazlum Hristiyanların da hamisi olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

Netanyahu’nun “Kudüs bizim şehrimiz Erdoğan!” diyerek titreyen bir öfke nöbeti geçirmesi boşuna değildir. Çünkü Kudüs Emannamesi’nin Türkiye’ye takdim edilmesi, Washington ve Tel Aviv’in yıllardır kurduğu denklemleri bozmuş, Kudüs’ün geleceğini Batı’nın tekeline bırakmayan yeni bir dönemin başladığını ilan etmiştir.

ERDOĞAN’IN NETANYAHU’YA TARİHİ CEVABI

İsrail Başbakanı Netanyahu, yaptığı küstah bir konuşmada “Kudüs bizim şehrimiz, Bay Erdoğan. Sizin şehriniz değil. Bizim şehrimizdi, bizim şehrimizdir ve bir daha asla bölünmeyecek” ifadelerini kullanarak, aslında Kudüs üzerindeki emperyal hevesini ve saldırganlığını açıkça ortaya koymuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu meydan okumaya sert bir şekilde yanıt verdi:

“Kuyruk acını biliyorum, öfke nöbeti geçirmeye devam et. Kudüs, bizimle birlikte 2 milyarlık İslam aleminin ortak davası ve mirasıdır. Namahrem ellerin kirletmesine izin vermeyiz. Biz Müslümanlar olarak Doğu Kudüs’teki haklarımızdan bir adım geri atmayacağız.”

Erdoğan’ın bu sözleri, sadece Netanyahu’ya değil, bütün dünyaya bir mesajdır. Kudüs, İslam ümmetinin kalbi ve onurudur. Hiçbir güç, ne İsrail’in saldırıları ne de Batı’nın ikiyüzlü politikaları, bu hakikati değiştiremez. Erdoğan ayrıca, 27 yıl önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde Kudüs davasına verdiği desteği hatırlatarak, bu tavrın bir anlık değil, tarihsel bir duruş olduğunun altını çizmiştir.

BATI’NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ VE YALANLARIN GÖLGESİ

Kudüs Emannamesi’nin Erdoğan’a verilmesi, Amerika ve Batı’da büyük bir panik yarattı. İlk tepki, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un apar topar Beyaz Saray’a çağrılmasıyla geldi. Bartholomeos’a ezberletilen bir metin, dünya kamuoyuna okutuldu:

Türkiye’de azınlıklar zulüm görüyor…”

Oysa gerçek tam tersidir. Erdoğan döneminde Cumhuriyet tarihinin ilk kilisesi açıldı, tarihi kiliseler titizlikle restore edildi ve bizzat Cumhurbaşkanı açılış törenlerine katıldı. Türkiye, farklı inançların barış içinde yaşadığı bir ülke olduğunu defalarca kanıtladı.

Ancak Gazze’de her gün kiliseler bombalanırken, Hristiyanlar ve Müslümanlar birlikte katledilirken tek kelime etmeyen Batı, Türkiye’yi hedef almakta beis görmedi. Netanyahu’nun ordusu, 65 bin insanı katletti. Buna sessiz kalanlar, Türkiye’de zulüm varmış gibi sahte bir algı operasyonu yürütüyor.

Türkiye’de Müslüman din adamlarına ve kutsal değerlere hakaret edenler özgürce dolaşırken, aynı dille karşılık verdiğinizde “azınlıklara zulüm” diye dünyayı ayağa kaldıran Batı, çifte standardın kitabını yazıyor. Bu, gerçek özgürlük değil, çıkarlar üzerine kurulu sahte bir demokrasi anlayışıdır.

Ancak son günlerde Batı’da yaşanan bazı diplomatik gelişmeler, bu çifte standardın her zaman aynı şekilde devam etmeyeceğini gösteriyor.

BATI’DA KIRILMA: FİLİSTİN DAVASINA PSİKOLOJİK VE DİPLOMATİK DESTEK

Son günlerde Batı dünyasında yaşanan diplomatik değişimler, Filistin davası bakımından psikolojik ve stratejik yönden büyük önem taşıyor. Dün yani 21.09.2025 tarihinde ABD’nin New York şehrinde gerçekleşen Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda İngiltere, Kanada ve Avustralya’nın resmen Filistin devletini tanıması; Fransa’nın, İspanya’nın ve bazı Avrupa ülkelerinin bu yönde adımlar atacağına dair açıklamaları, ABD dışındaki Batı’nın da İsrail’e karşı süregelen sessizliğini yavaşça bozduğunu gösteriyor.  

Bu gelişmelerin destekleyici yönleri:  Tanıma kararı, Filistin halkına uluslararası arenada umut veriyor; yalnızca sembolik değil, moral bir güç.

 Bu adımlar, İsrail’in tek taraflı politikalarına karşı uluslararası dengeleri değiştirmeye başladı.

Batı’nın bazı ülkelerinin artık “tek taraflı işgal” ve “sivillerin acıları” konusunda daha önce gizledikleri rahatsızlığı açıkça dile getirmesi, Filistin davasının meşruiyetini artıracaktır.

  Türkiye’nin Kudüs’teki tarihi rolü ve manevi mirasıyla bu diplomatik cephede daha güçlü konuma gelmesi mümkündür; uluslararası itibar ve liderlik algısı artıyor.

Elbette ki bu gelişmeler, Filistin devletinin zorluklarını bir anda ortadan kaldırmaz; işgalin pratik etkileri, İsrail’in askeri gücü ve ABD’nin politik baskısı hâlâ hayati engellerdir. Ama bugün Batı’da yaşanan bu kırılma, Filistin davasının “sesini duyurma” cephesinde önemli bir dönüm noktasını oluşturmaktadır.

İTİRAF ETMELİYİM Kİ,

Bu destek, sahadaki acıları hafifletmez ama vicdani olarak dünyayı uyandırır. Kudüs’ün emaneti, milletlerin kalbinde yalnızca Türkiye’de değil, Batı’da da yankı buluyor. Bugün dünyanın bazı güçlü devletleri, mazlumun haklı sesine sessiz kalmamayı seçti. Bu da tarihte yeni bir çizgi, yeni bir umut haritasıdır.

TÜRKİYE’DEKİ MUHALEFETİN TRAJEDİSİ: BATI’YA KUYRUK SALLAYANLAR

En acı tablo ise Türkiye’nin muhalefetinde yaşanıyor. Erdoğan’ın dünya çapında bir lider olarak yükseldiği, Kudüs’te bile umut kapısı haline geldiği bir dönemde, muhalefet kendi ülkesinin liderini Batı’ya şikayet ediyor.

Kudüs Patriği, Erdoğan’a “Bizi Yahudilerden koru” derken, Türkiye muhalefeti Batı başkentlerine raporlar gönderip “Erdoğan’a baskı yapın” diyor. Bir ülkenin muhalefeti bu kadar mı basiretsiz olur? Bir milletin lideri mazlumlar için umut olurken, muhalefet kendi ülkesinin itibarını neden ayaklar altına alır?

Bu durum, sadece siyasi bir hata değil, tarihî bir gaflettir. Bugün Hristiyan dünyası bile Erdoğan’ın adaletine güvenip yönelirken, muhalefetin Batı’ya kuyruk sallaması, ülkenin kendi içindeki birliğini zayıflatmaktadır. Millet, Kudüs’ün sesini duyarken, kendi içinden yükselen ihanet fısıltılarını da unutmayacaktır.

KUDÜS’ÜN ANAHTARI İSTANBUL’DA

Kudüs Emannamesi’nin Erdoğan’a verilmesi, tarihin yeniden yazıldığı bir andır. Hz. Ömer’in adalet anlayışını temsil eden bu belge, 1400 yıl sonra Erdoğan’a emanet edilerek Türkiye’nin Kudüs üzerindeki manevi ve siyasi liderliğinin tescillenmesi anlamına gelmektedir.

Netanyahu’nun öfkesi, Amerika’nın panik hamleleri ve Batı’nın algı operasyonları, bu gerçeği değiştiremeyecektir. Kudüs’ün anahtarı artık Batı’da değil, İstanbul’dadır. Bu anahtar, bir medeniyetin yeniden doğuşunun, mazlumların son umudunun simgesidir.

Türkiye bu emaneti yalnızca diplomatik bir başarı olarak değil, iman ve adaletin tarihi bir yükümlülüğü olarak taşımalıdır. Kudüs, yalnızca bir şehir değil, insanlığın imtihanıdır. Ve bu imtihanda Erdoğan, ümmetin ve tüm mazlumların umudu olarak tarihe adını altın harflerle yazmaktadır.

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

Kudüs’ün emaneti artık TÜRKİYE’nin ellerinde; bu emanet ihanetle değil, imanla korunur ve mazlumların duasıyla yücelir.

SAYGILARIMLA!

AVUKAT MEHMET ALİ KÖROĞLU

22.09.2025 PAZARTESİ

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.