maldia
Malatya
16 Şubat, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    42.26
  • EURO
    49.07
  • ALTIN
    5726.6
  • BIST
    10.641
  • BTC
    103068.32$

Bahçelinin Tarihi Çıkışı ve Zamanlamanın Anlamı!

29 Eylül 2025, Pazartesi 11:40

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 18 Eylül 2025 tarihinde yaptığı yazılı açıklama ile Türkiye’nin dış politikasında ezber bozan bir öneride bulundu. Bahçeli, “ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı” Türkiye, Rusya ve Çin’den oluşacak “TRÇ İttifakı” kurulmasını teklif etti. Bu açıklama, yalnızca bir ittifak önerisi değil, aynı zamanda NATO ve Batı merkezli düzenin Türkiye için tek seçenek olmadığını vurgulayan bir manifesto niteliği taşıyor.

Bu çıkışın zamanlaması özellikle dikkat çekicidir. Çünkü bu açıklamanın yapıldığı günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’na katılmış ve Filistin meselesi başta olmak üzere, Gazze’deki katliamları en üst düzeyde dile getiren tarihi bir konuşma yapmıştır. Erdoğan’ın bu konuşması, Batı dünyasına doğrudan diplomatik bir mesaj niteliği taşırken, Bahçeli’nin Ankara’dan yaptığı açıklama ise Türkiye’nin yalnızca Batı eksenine mahkûm olmadığını, alternatif ittifaklara yönelebileceğini gösteren stratejik bir uyarı olmuştur.

TÜRKİYE-RUSYA-ÇİN İTTİFAKI: BAHÇELİ’NİN TRÇ ÖNERİSİ VE GERÇEKLİK TESTİ

Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın “Erdoğan’ı sabırsızlıkla bekliyorum” sözlerinin hemen ardından Bahçeli’nin böyle bir çıkış yapması, Cumhur İttifakı içinde bilinçli bir görev paylaşımı olduğunun işaretidir. Erdoğan diplomatik zeminde masaya otururken, Bahçeli güçlü bir mesajla hem Batı’ya hem de Doğu’ya “Türkiye’nin başka seçenekleri de var” demiştir. Bu, Türk diplomasisinin geleneksel “denge siyaseti”nin bir yansımasıdır. Türkiye, NATO üyesi olarak Batı ile ilişkilerini sürdürürken, aynı zamanda Rusya ve Çin gibi aktörlerle de stratejik iş birliği kanallarını açık tutmayı hedeflemektedir. Bahçeli’nin çıkışı, bu politikanın en açık ve cesur ifadelerinden biridir.

CUMHUR İTTİFAKINDA STRATEJİK GÖREV DAĞILIMI VE DÜNYA SİYASETİ DENGESİ

Bahçeli’nin TRÇ İttifakı önerisini anlamak için Cumhur İttifakı liderlerinin dış politika vizyonuna birlikte bakmak gerekir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu kürsüsünde yaptığı konuşmalarla Türkiye’yi doğrudan temsil ederken, Batı ve Doğu arasında ince bir denge kurma misyonunu üstlenmektedir. Özellikle bu yılki BM Genel Kurulu’nda yaptığı Filistin merkezli adalet vurgulu konuşması, sadece diplomatik bir hitap değil, Türkiye’nin küresel vicdanın sesi olma iddiasının da bir göstergesi olmuştur.

Bahçeli ise daha cesur, sınırları zorlayan bir söylemle Türkiye’nin masadaki seçeneklerini genişleten, pazarlık gücünü artıran stratejik bir rol üstlenir. Erdoğan’ın BM kürsüsünden “Gazze’de adalet, dünyada denge” mesajı verdiği günlerde, Bahçeli’nin Ankara’dan yaptığı TRÇ çıkışı, adeta bu diplomasiyi destekleyen bir arka plan gücü gibi çalışmıştır.

Bu durum, iyi planlanmış bir görev dağılımı ile Türkiye’nin hem Batı’ya hem de Asya blokuna karşı aynı anda güçlü bir şekilde durmasını sağlar. Erdoğan diplomatik ilişkileri yürütürken, Bahçeli’nin daha sert ve radikal çıkışları Batı’ya “Türkiye’nin alternatifleri var” uyarısını verir. Böylece Türkiye, NATO üyesi kimliğini korurken, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS ve yeni ortaya çıkan güç bloklarıyla da bağlarını güçlendirme imkânı bulur.

Cumhur İttifakı’nın bu çift yönlü stratejisi, Türkiye’yi küresel satranç tahtasında edilgen bir figür olmaktan çıkarıp, oyun kurucu bir aktör haline getirir. Bahçeli’nin çıkışı bu yönüyle yalnızca bir siyasi söylem değil, Türkiye’nin gelecekteki bağımsız dış politikasının taşlarını döşeyen stratejik bir hamledir.

DOĞU PERİNÇEK’İN DESTEK AÇIKLAMASI VE TARİHSEL SÜREÇ

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, yıllardır Türkiye’nin yönünü Rusya ve Çin’e çevirmesi gerektiğini savunan bir lider olarak bilinmektedir. Perinçek, özellikle Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi yapıların Türkiye için stratejik bir alternatif olduğunu defalarca dile getirmiştir. Bugün Bahçeli’nin ortaya koyduğu TRÇ İttifakı fikri, Perinçek’in yıllardır savunduğu politikaların bir yansıması olarak görülebilir.

Perinçek, Bahçeli’nin açıklamasını memnuniyetle karşılamış ve kamuoyuna yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştır:

“Devlet Bahçeli’nin önerisi, Türkiye’nin bağımsızlık yolunda attığı en önemli adımlardan biridir. Atlantik sisteminin Türkiye’ye dayattığı sömürgeci politikalara karşı, Asya merkezli bir ittifak tek kurtuluş yoludur. Türkiye’nin Rusya ve Çin ile aynı masada olması, tarihî bir zorunluluktur.”

Bu destek, yalnızca siyasi bir dayanışma değil, aynı zamanda Türkiye’de farklı siyasi geleneklerin millî çıkarlar temelinde buluşabileceğini göstermesi bakımından da önemlidir. Bahçeli ve Perinçek’in bu noktada aynı çizgide buluşmaları, Türkiye’nin stratejik yönelimi konusunda yeni bir dönemin habercisidir.

NATO, ŞANGHAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ VE TÜRKİYE’NİN SEÇENEKLERİ

Türkiye, 1952 yılından bu yana NATO üyesidir ve ittifakın ikinci büyük askeri gücü konumundadır. NATO üyeliği Türkiye’ye önemli savunma avantajları sağlarken, aynı zamanda Batı’nın stratejik hesaplarının bir parçası olmayı da zorunlu kılmaktadır. Ancak son yıllarda özellikle ABD’nin İsrail’e koşulsuz desteği, PKK/YPG politikaları ve FETÖ meselesindeki tavrı, Türkiye’de NATO’ya olan güveni ciddi şekilde sarsmıştır.

Diğer yandan Türkiye, 2012 yılında Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) diyalog ortağı olarak kabul edilmiş ve bu çerçevede Rusya ve Çin ile ilişkilerini derinleştirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmasında dahi Türkiye’nin çok yönlü dış politikasına vurgu yaparak, hem Batı hem de Doğu ile iş birliği arayışının sürdüğünü ifade etmiştir. Daha önce de Temmuz 2024’teki NATO Zirvesi’nde ŞİÖ’ye tam üyelik hedefini dile getirmiş, ancak bunun NATO’ya alternatif olmadığını özellikle vurgulamıştır.

Bugün Bahçeli’nin önerdiği TRÇ İttifakı, Türkiye’nin ŞİÖ ve BRICS gibi yapılarla olan ilişkilerinin kurumsallaşmasını hatta yeni bir stratejik blok kurulmasını öngörmektedir. Ancak uluslararası hukuk, Türkiye’nin NATO üyeliği ve ekonomik bağımlılıklar gibi faktörler ciddi engeller olarak durmaktadır.

GERÇEKÇİLİK TESTİ: TRÇ İTTİFAKININ OLASILIKLARI

Türkiye’nin Rusya ve Çin ile kuracağı bir ittifak, jeopolitik olarak güçlü bir seçenek gibi görünse de pratikte ciddi zorluklar barındırmaktadır. EDAM (Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi) Başkanı Sinan Ülgen’in ifadeleri bu noktada dikkate değerdir. Ülgen, “Türkiye’nin mevcut ekonomik sistemi ve ticaret ağlarının büyük ölçüde Batı’ya entegre olduğu gerçeği göz ardı edilemez” demek suretiyle bu konunun zorluklara vurgu yapmaktadır.

Rusya, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı yaptırımlarına maruz kalmış, ekonomik olarak zor durumda bir ülkedir.

Çin ise küresel bir güç olmakla birlikte, kendi çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan pragmatik bir strateji izlemektedir.

Dolayısıyla ben şahsen NATO’ya tamamen karşı olsam da, Türkiye’nin bu iki ülkeye güvenerek NATO’dan tamamen kopması şu an itibarıyla gerçekçi değildir. Ancak bu TRÇ İttifakı fikrinin tamamen imkânsız olduğu anlamına da gelmez. Bahçeli’nin önerisi, kısa vadede tam anlamıyla bir blok değişimi yerine, Türkiye’nin Batı’ya karşı pazarlık gücünü artıracak stratejik bir kart olarak görülebilir.

Ankara, NATO ve AB ile ilişkilerini sürdürürken, aynı zamanda Rusya ve Çin ile kurumsal iş birliğini artırarak çok yönlü bir strateji izleyebilir. Bu yaklaşım, Türkiye’nin bölgesel ve küresel konumunu güçlendirebilir.

YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TÜRKİYE’NİN ROLÜ

Dünya, ABD’nin tek kutuplu hegemonyasının sona erdiği, çok kutuplu bir düzene doğru hızla ilerlemektedir. Çin’in ekonomik yükselişi, Rusya’nın askeri hamleleri ve BRICS gibi alternatif yapıların güçlenmesi, Batı merkezli düzenin sarsıldığını göstermektedir.

Türkiye, bu süreçte jeopolitik konumu itibarıyla kilit bir aktör olma potansiyeline sahiptir. Bahçeli’nin TRÇ İttifakı önerisi, Türkiye’nin bu yeni düzende pasif bir figür değil, aktif bir kurucu unsur olma isteğinin göstergesidir. Bu öneri, belki hemen hayata geçirilemeyecek bir hedef olabilir; ancak Türkiye’nin stratejik vizyonunu ortaya koyması bakımından son derece değerlidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı tarihi konuşmalar, Batı’ya verilmiş diplomatik bir mesaj niteliği taşırken; Bahçeli’nin açıklamaları, Türkiye’nin yalnızca Batı’ya bağımlı olmadığını, Asya ile de güçlü bağlar kurabileceğini gösteren politik bir çıkış olarak anlam kazanmaktadır. Doğu Perinçek’in desteği ise bu stratejik vizyonun toplumun farklı kesimlerinde de karşılık bulduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin geleceği, tek bir kutba yaslanmayan, çok yönlü, bağımsız ve milli bir dış politika anlayışıyla şekillenecektir. Bahçeli’nin TRÇ çıkışı, Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı diplomatik ataklarla birleşerek Türkiye’nin küresel arenada “oyun kurucu bir güç” olarak yerini almasını sağlayacaktır.

UNUTMAYIN;

“Küresel satranç tahtasında Türkiye, piyon değil, şah olmak zorundadır.”

SAYGILARIMLA,
AVUKAT MEHMET ALİ KÖROĞLU

Yorumlar

  • yorum avatar
    İsrafil ÇATALKAYA
    29-09-2025 19:53

    Kalemin izin murekkebi daim olsun,Saygılarımla

  • yorum avatar
    Mesut Hoca
    29-09-2025 12:27

    Yazılarınızda belirttiğiniz üzere her bir atak yetenek ister, meziyet ister, dahası siyasi ufuk ister. Donanımlı olmak ayrı bir şey tabi. Her iki liderin de Maşallahı var.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.