SİZLER BÜYÜK İNSANLARSINIZ

SİZLER BÜYÜK İNSANLARSINIZ

Satırlarıma yine her zamanki üslubumla başlamak istiyorum. Yani; sorular sorarak. Siz hiç kolonları bulunmadan ayakta duran bir bina gördünüz mü? Ya da yeni doğmuş bir bebeğin kendi başına yürüyebildiğini? Veya yeni doğan yırtıcı bir kuş yavrusunun avlandığını? Daha doğrusu avlanabildiğini?\r\n\r\nEvet, kâinatın hangi noktasına bakarsak bakalım gerek geçmiş gerekse gelecekte hangi tozlu sayfaları aralarsak aralayalım hiçbir olay ve de hiçbir olgu kendiliğinden vuku bulmamıştır. Mutlaka bir sahip çıkan bir destekleyenle olaylar ortaya çıkmıştır. Nasıl ki bir binanın ayakta durması kolonlarının dayanıklılığına bağlıdır veya bir çocuğun yürüyebilmesi her şeyden önce ailesinin ona destek oluşuna evet, hiç şüphesiz ki bir işin gerçekleşebilmesi de o işe sahip çıkanların çokluğuna bağlıdır. Tek kanatla uçulmaz zaten.\r\n\r\nBuradan özellikle ve de özellikle anne ve babalarımıza seslenmek istiyorum. Tabi kaç anne ve baba bu yazıyı okur bilemem ancak okuyanların okuyamayanlara okutması ümidiyle…\r\n\r\nYeni doğmuş bir çocuk düşünelim. Yürüyebilmesi, konuşabilmesi, hatta koşabilmesi için o küçücük yüreği ve de gözleriyle anne ve babasına bakar. Onlardan küçücük bir kıvılcım bekler sadece destek için. İşte o kıvılcımı bulursa yanar, yanar ve yanar. Küçücük yüreğiyle kocaman bir ummanda boğulmadan yol alır. O anne ve baba ona nefes olmuştur artık…\r\n\r\nYedi yaşlarında okula yeni başlamış bir çocuk düşünelim şimdi de. Hayatın o zorlu yolculuğuna bir adımla başlamış bir çocuk. Onun okumaya başlayabilmesi ya da yazabilmesi neye bağlıdır biliyor musunuz? Yine en başta olması gereken o iki tane ulvi varlığa. Anne ve babasına…\r\n\r\nVe biraz daha ilerleyelim hayatın o çetin, zorlu ve bana biraz da anlamsız gelen sayfalarında. On sekiz yaşlarında bir delikanlıyı düşünelim şimdi de. Belki iş hayatına yeni yeni atılmayı beklerken ilerleyebilme adına azıcık arkadan itecek bir el bekleyen bir delikanlıyı. Yine bütün her şey anne ve babaya bağlıdır.\r\n\r\nŞimdi de 50 yaşlarında bir insanı düşünelim. Hayatının en tatlı, en güzel anlarını geride bırakmış belli bir mesafe katetmiş. Belki ömrünün son demlerine gelmiş bir insan. O insan şimdi kimi düşünüyor biliyor musunuz? Anne ve babasını…\r\n\r\nEvet, anne ve babanın insan hayatında ne kadar ulvi bir yere sahip olduğu aşikâr. Bir bina düşünün, temeli anne ve baba olan. Ey anneler, Ey babalar; bütün hayatınızı uğruna feda ettiğiniz, yemeyip yedirdiğiniz, içmeyip içirdiğiniz, giymeyip giydirdiğiniz o çocuklarınız var ya. İşte onlar ilerleyebilme adına sizden sadece ufacık bir kıvılcım bekliyorlar. Siz o kıvılcımı onlara gösterirseniz şayet onlar, tıpkı bir hava-i fişeğin gökleri yararcasına ilerleyişi gibi yükselecek ve ideallerine yaklaşacaklar.\r\n\r\nHer şeyde tecrübe aramayın. Bazen bir hiç olarak gördüğünüz şeyler bütün bir kâinatı ifade edebilir. Tıpkı bir nokta gibi. Her zaman mantıkla hareket etmeyin mesela. Bazen hayalleriniz olsun. Ulaşamadığınız hayalleriniz! Hatta ulaşamayın o hayallere ama çırpının. Pes etmeyin\r\n\r\nçünkü vazgeçmek, kaybetmektir. Ve kaybetmek, peşinden koştuğunuz tek kelimelik hakikâte yakışmaz.\r\n\r\nAnneler ve babalar sizler, desteklerinizi esirgemeyin. Çocuklar, siz de pes etmeyin. Unutmayın! Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir kumandanı ve bir kumandan da bir milleti kurtarır.\r\n\r\nSizlere kendimin âcizane bir dizesi ile veda etmek istiyorum;\r\n\r\nSadece bir kıvılcım bekledik sizden,\r\n\r\nNeden esirgediniz ufacık bir sevdayı bizden?\r\n\r\nBüyük sesler duyuyorum dehlizden…\r\n\r\nKeşke sorsaydınız siz, bizi bizden !\r\n