MALATYA'YI YAŞIYOR MUYUZ ?

MALATYA'YI YAŞIYOR MUYUZ ?






Önce Merhaba, ardından Malatya diyelim ve her ay mutlaka Malatya'da yaşam diyeceğimizi de ekleyelim... Öyleyse Yaşar Kemal'in Merhaba isimli şiiriyle seslenelim: Dünya'nın  ucunda bir gül açılmış / Efil efil esen yele merhaba / Karanlığın sonu bir ulu şafak / Sarp kayadan geçen yola merhaba...

Kocaman bir ayı geride bırakıp devam ederken, yaşamın coşkusu, neşesi, renkli halleri, negatiflikleri, molaları  ve paylaşımlarında yine buluşuyoruz.  Bu ay, biraz kent kültürü birazda Malatya'da kültür & sanat desek nasıl olur ? Gayet iyi olur...

Peki, Doğu Anadolu'nun en kozmopolit ve değişime en açık şehirlerinden birinde yaşadığımıza dair  bende oluşan düşüncede hemfikir miyiz ? Galiba evet... Bu cevabın hemen ardından üzerinde en çok tartışılan,  konuşulan ve farklı projeler üretilen kentlerinden birisi olma özelliğimizi de es geçmemek gerekir. Bu arada,  ''MALDİA'' ismiyle bal ülkesi anlamını yıllar öncesinden bugüne kadar hem adıyla hem de kayısısının tadıyla taşıyabilen Malatyamızı seviyoruz... Zaten, insanlar genel olarak konuşmaları içerisinde en fazla neden bahsederler ? Elbette ki sevdiklerinden... Öyleyse, Malatya demeye devam... Pınarbaşı, Kernek, Şiro Çayı, Sultansuyu, Beylerderesi, Kanalboyu, Beydağları, Kuruçay'ı, Battalgazisi, Aslantepesi ile yaşamaya da devam...
Geçenlerde kısa bir araba yolculuğu yaptım ve araçta, kafamı dinleyebileceğim

bir CD ararken, karışık eserlerden oluşan birkaç CD'den birini deneyeyim istedim. Kernek'le ilgili bir türkü ardından, Beylerderesi sonrasında Beydağları vee Malatya Eline Serin Dediler, devamında

Hakkı Coşkun derken Sami Kasap, Yüksel Özkasap ve  Kuruçay'dan Öte Yana Yolum Düştü Arguvan'a... Bir şehrin müzik arşivi, eserleri ancak bu kadar geniş olur. Halk Müziği, bir şehirde ancak bu kadar gönülden icra edilip, dinlenir, söylenir... Ve bir şehir ancak bu kadar melodik, bu kadar '' bulunmaz eşin '' cümlesiyle birlikte derinleşerek sevilir, yaşanır...

Malatyamız için projeler üretiyoruz, kendimize ve kentimize saygı duyarak yaşıyoruz, yenilikleri ve değişimleri takip ediyoruz, ekonomik kalkınma ve teknolojik, bilimsel ilerlemeler adına neler yapılması gerekir izliyoruz, araştırıyoruz ama tüm bunların yanı sıra kültür ve sanatı nereye yerleştiriyoruz ? Şunu vurgulamak gerekir ki; Yüksel Özkasap'ın bir dönem Almanya'nın bir ucunda yaşayan insanlardan Malatya'ya akıttığı duygu selini, Arguvan'ın adeta türkü yeşeren bereketli topraklarını ve bu gür sedayı ancak ve ancak kültür ve sanatla taşıyabiliyoruz... İlla ki yeni eserler de yapıyor; icara ediyoruz. Bunlar da mutlaka, bir yerden duygularımızı yakalıyor. Ancak, Malatya'nın su kenarı yemyeşil mesire alanlarında yada bir söğüt gölgesinin altındaki manzarasında, durup dinlendiğimizde, illa bir Hakkı Coşkun demiyor muyuz ?

Değişiyoruz, dönüşüyoruz,  Büyükşehir oluşumuzla birlikte bu değişimi daha hızlı ve daha derinden hissediyoruz. 21. yy gereği olması gereken de bu elbette. Peki, modern, medeni, yereli kaybetmeden globali yaşayabilen, örfünü adetini asimilasyona uğratmadan gelişebilen, değişebilen kentler ve insanlar değil midir istenen; hedeflenen ? Tüm bunlarla birlikte duygularımız, özlemlerimiz, bizi biz yapan alışkanlıklarımız da devam etsin istemiyor muyuz ? O şarkıları, türküleri dinlerken hissettiğimiz güzellikleri, 2014 'de yazılan bir müzik eseri içinde hissedebilelim istemiyor muyuz ? Şehirleşmenin belirli bir programı var ve bu vizyon doğrultusunda bu gelişimi, o şehirler yaşıyor..

Peki kültür ve sanat'ın nasıl bir programı var? O şehirdeki etkinlikler, seminerler, paneller,konferanslar, konserler,  gazeteler, dergiler ve şehrin yetişmiş sanat insanları; nasıl bir plan ve program dahilinde oluşuyor, meydana geliyor ? İşte tam da burada, organizasyonun önemi diyoruz... Nasıl mı ? Hemen izah edelim...
Malatya'da çıkıp şöyle bir dolaşalım, dokusunu hissedelim, Kale'nin manzarasını, Arapgir'in coğrafyasını, Akçadağ'ın Levent Vadisini, ilçelerimizi, tarihimizi, doğamızı, kültürümüzü yeniden yaşayalım.. Bu güzelliklerin hepsi mevcut, nostaljisini yapmaya gerek yok çünkü korunuyor. Meslekler açısından denilebilinir ki; geçen zaman içerisinde, basmacı, nalbur, sepetçi, değirmenci, leblebici, şerbetçi kaybolmaya yüz tuttu.. Bu alanda, teknolojinin getirileri olduğu gibi, mutlaka  götürdüğü şeylerde var. Ancak Malatya bir kültür ve sanat şehri olma noktasında; doğal mirası ve sahip oldukları ile ciddi adımlar atarsa, gayet iddialı bir duruşa sahip olabilir.. Öyleyse, daha fazla bakmak, görmek, duymak, değerlendirmek ve çok iyi organize olmak deyip Konfiçyus'dan bir güzel söz ile sohbetimizi şimdilik bitirelim: Olgun insan güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceğini söyleyen adamdır... Güzel sözler ve güzel işlere; hep birlikte ; ))