Toplum, toplum, toplum! Bugüne kadar hep bu kelimenin çevresinde cereyan etti cümlelerimiz. Neden bir başka kelime değil de toplum!\r\n\r\nÇevremize baktığımızda hep büyüklerimizden şu cümleleri duymuyor muyuz? “ Hey gidi günler, eskiden ne günlerdi, ah ah bütün her şeyimi feda ederdim geçmiş için, eskiden biz böyle miydik? Vs.” fark ettiyseniz hep geçmişe duyulan bir özlem var cümlelerde. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, çocuğuyla, hep geçmişe duyulan bir özlem! Peki ya nedir bizi hep geçmişin o derin hülyalarına götüren bu hissiyat? Hayat standartları mı daha iyiydi eskiden? Ya da daha mı çok para kazanıyorduk? Veya daha mı medeniydik( batının kaypak ve rezil medeniyeti değil). Hayır! Bizi geçmişin derin hülyalarına götüren ne hayat standartlarının daha iyi oluşu, ne para ve ne de bir başka maddi olgu. Asıl özlem duyulan; kişiler arası uyum, sevgi, saygı ve hoşgörüydü. Biz çok değiştik maalesef hem de fazlasıyla tanınmayacak kadar çok.\r\n\r\nEskiden çocuktuk. Hiçbir şeyden haberi olmayan, belki neden yaşadığını bile bilmeyen, hayatı delice geçiren, yarın için büyük planları ve endişeleri olmayan, 1 TL ile mutlu olabilen, düşe kalka ilerleyen, belki ekmeğin tadından çok kokusundan hoşlanan ama mutlu bir çocuk! Peki ya bugün ne oldu? Ne değişti hayatımızda? Evet, büyüdük, adam olduk artık değil mi? 1 TL ile mutlu olamıyoruz artık. Dünyalar bizim olsa hala var mı? Diyoruz. Bu halimizi görünce insanlığın iftihar tablosu Hz. Muhammed (sav) geliyor aklıma. Ve bir de şu hadisi: ”İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa bir vadi dolusu daha ister. İnsanoğlunun gözünü ancak toprak doyurur.”\r\n\r\nHiç kimse kusuruma bakmasın şimdiden hepinizden özür dileyerek şunları beyan etmek istiyorum: Biz artık paranın, makamın, şan ve şöhretin kulu olduk dostlar! Hani derler ya “üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir saadet için gayret yok hayret!”\r\n\r\nBir dakikalık hazır lezzeti bin yıllık lezzete feda eden bizler, dünya için ahiretimizi berbat ettik… İnsanlar arasına nifak girdi, para girdi, şöhret girdi, kin girdi, gurur girdi, kibir girdi, nefret girdi… Kardeşçe yaşamak varken kalleşçe yaşar olduk.\r\n\r\n“Huzurun neşvu nemâ bulduğu, insanlığın huzurda peyda olduğu o masum ve muhkem kardeşliğin birbirine kenetlendiği bir dönemin, aynı zamanda tüm zalimliğin ve gaddarlığın gölgesinde yaşayan, o çile ve çare insanı Âkif ne güzel demiş:\r\n\r\n“Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile…\r\n\r\nÂlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!\r\n\r\nKaç hakikî Müslüman gördümse: Hep makberdedir;\r\n\r\nMüslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!”\r\n\r\nİnsanlar tanınmaz hale geldiler. Nasıldı bir söz erbabının dediği o iksirli beyan, diyordu ya :”İnsanlık ölmüş yıkayanı yok!” Hiç kusura bakmayın eğer insanlık denilen kelimenin açılımı buysa insanlıktan istifa ediyorum ben! Kindar bir insanlık olmaz. Kibirli bir insanlık ilerleyemez, nefretin boyumuzu aştığı bir toplumda boğuluruz, nefes alamayız! İşte bizi geçmişin o derin hülyalarına götüren mesele aslen bu. Eskiden para yoktu ama huzur vardı, apartman dairelerinde yozlaşan bir nesil yerine köy odalarında birleşen gönüller vardı. Açlık vardı, fakirlik vardı, kimsesizlik vardı, çaresizlik vardı ama dostluk vardı, kardeşlik vardı, samimiyet ve de içtenlik vardı…\r\n\r\nÖzlenen günler evet! Çok değiştik çok. Peki, bu dünyayı ve insanları nasıl iyiye kanalize edeceğiz? Aslına bakarsanız çok basit bir çözümü var… En başta insanlara akıl vermeyi bir kenara bırakalım. İnsanları doğru yola sevk etmekten vazgeçelim. İnsanlardan ziyade önce kendimiz doğru yolu bulalım, doğru yolda ilerleyelim. Emin olun herkes peşimizden gelecektir. Hem de fevç fevç… Biz önce kendimizi sonra çocuklarımızı düzeltmekle başlayalım işe. Sonra çocuklarımız da kendi çocuklarını, onlar da kendi çocuklarını… Sağlam bir zincir oluşturalım böylece. Zayıf halkalar olmasın. Zira zincir ne kadar sağlam olursa olsun en zayıf halkası kadar güçlüdür. Ve böylece güzel günler bizi bekliyor olacak. Nasıl ki her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir gündüz ve de her çıkıştan sonra bir iniş varsa bu gecenin de mutlaka bir sabahı var… Hani diyor ya şair:\r\n\r\n“Ey kar, yağ yağabildiğin kadar!\r\n\r\nYağan kar kadar, karın ardında kocaman bir bahar var…”\r\n\r\nNOT: “Çok hayalî oldu kabul ediyorum ama imkânsız değil!\r\n\r\nİmkânım yoktu demeyin! Zira iman en büyük imkândır…”\r\n\r\n/Sen yanmasan,\r\n\r\nBen yanmasam,\r\n\r\nBiz yanmasak;\r\n\r\nNasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?/\r\n\r\n(Nazım Hikmet)\r\n