\r\n\r\n \r\n\r\n
\r\nHer daim, illa ki Malatya demeye devam ediyoruz.. Neden peki ? Çünkü bu şehrin içinde her şey var... Sıcacık samimi insanlar, milli manevi değerler, ekonomi, kayısı, tabiat,tarihe adını yazdırmış önemli şahsiyetler, akıl, kalp ve yaşam var.. \r\n\r\nBu ay, tüm bu güzelliklerin içinde bilgeliği, sufi kişiliği, yazdığı şiirleri ile değerli bir Malatyalı olan Niyaz-i Mısri'yi bir kez daha ansak ve anlamaya çalışsak diye düşününce; bu güzel insanın cümleleri aklımdan geçmeye başladı... \r\n\r\nİnsan kendi bildikçe değerini artırıyorsa ve esas ilim kendini bilmekse deyip bir kısa ara verince; Mısri'nin şu cümlelerini paylaşmadan olmaz dedim: \r\n\r\n“Dünya ağacının meyvesi olan insan, yaratıkların özüdür. Bunun için gayelerin en yücesini araması gerekir. Bu da ilimdir. Zahir ilmi güzeldir, amellerin tohumudur. Ama bunun güzelliği Adem’in ilmi olan ilm-i esma ile olur ki bu da batın ilmidir. Batın ehli, zahir ilminin şerefini inkar etmemiştir. \r\n\r\nZahir İlmi cehaleti giderir; ama kibir, kendini beğenme, kin ve hasedin yeşermesine sebep olur; Batın İlmi ise nefsin sıfatlarını giderir, af, eziyete tahammül, kötülük edene iyilik, herkesin iyiliğini istemek gibi sıfatların neşv ü nema bulmasına imkan verir. Birinci ilim, evin duvarına işlenen nakış gibidir. İkincisi bu duvarın karşısındaki duvara çekilen cila gibidir. Bu nakış orada daha canlı görünür.”\r\n\r\nNe kısa ne öz ve ne esaslı bir insanlık ve yaşam tasviridir.. \r\n\r\nOldukça hareketli geçen yaşamı Malatya dışında birçok ilde, ülkede devam etmiş ve yaşamının sonlarına doğru Rodos ve Limni'ye sürgüne gönderilmiş ise de tekrar dönüşleri ve ardından Limni'de vefat edinceye kadar geçirdiği yaşam; onun ilminde, ideallerinde ve duruşunda ne kadar kararlı ve iradeli bir insan olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmaktadır... \r\n\r\nİrfan Sofraları eserindeki hatıraları, ilim ve irfanın bütünlüğünü; Kaside-i Bürde Tesbi 'de Peygamber Efendimizi rüyasında gördükten sonra içine yağan yağmurları; deyiş ve şiirlerinde aşkını, sevgisini, takvasını ve ebedi yaşamı anlatan Mısri duygularını ortaya koymaktan sakınmadığı gibi düşüncelerini paylaşmaktan da asla sakınmamıştır...\r\n\r\nDoğru gördüğünü yapmış, yanlış bildiği şeylerin üzerine gitmiş, haklı muhalif yanları olmuştur. Bu durum her ne kadar sürgün hayatı yaşamasına sebep olsa da; belki de hayatının bu derece ilgi çekici olmasının ana nedenlerinden birini de meydana getirmiştir.. \r\n\r\nSokaklarımıza, caddelerimize ismini verdiğimiz, yıllar içerisinde sempozyumlar, paneller düzenleyerek bilimsel açıdan bakmaya çalıştığımız Niyaz-i Mısri'yi; bir Malatyalı olarak ne kadar tanıyor, biliyor ve ne kadar anlıyoruz ?\r\n\r\nHayatı, tasavvufi yönü, edebi görüş ve düşünceleri ile Osmanlı döneminde Malatya'da doğmuş olan bu kişiyi daha fazla tanımak, daha fazla bilip; anlamak isteyenler için yine Niyaz-i Mısri'nin bir öğrencisine yazdığı mektubundaki satırları belki ilham olabilir...
\r\n,
\r\nDer ki: '' .... Mısrî’nin herşeyi yağma oldu. Ancak görünür bir cesedi kaldı. Mısrî’yi şimdiden sonra isteyenler, muhabbet ehli ise, gönülde arasın... Ma’rifet ehli ise, sözlerimizde arasın... \r\n\r\nHer ne kadar uzak isek de evvelce ikrârı olanlardan biz ayrı değiliz. Ne kadar yakın olsalar da inkârı olanlar bizi göremez... Hakîkî aşinalık ise gönülde olup uzak-yakın birdir... Doğru yolda olanlara selâm olsun...” \r\n\r\nVe bu gönül selamının ardından '' kişi sevdiği ile beraberdir'' hadis-i şerif ile sevdiğimiz bu şehirde, yücelttiğimiz ve koruduğumuz değerlerimizle birlikte bir güzel ve anlamlı yaşam dileyelim... \r\n\r\nPaylaşarak, sevgiyle ve saygıyla... \r\n\r\nNiyazi Mısri'den: Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş / Burhan aradım aslıma, aslım bana burhan imiş.. \r\n
\r\nHer daim, illa ki Malatya demeye devam ediyoruz.. Neden peki ? Çünkü bu şehrin içinde her şey var... Sıcacık samimi insanlar, milli manevi değerler, ekonomi, kayısı, tabiat,tarihe adını yazdırmış önemli şahsiyetler, akıl, kalp ve yaşam var.. \r\n\r\nBu ay, tüm bu güzelliklerin içinde bilgeliği, sufi kişiliği, yazdığı şiirleri ile değerli bir Malatyalı olan Niyaz-i Mısri'yi bir kez daha ansak ve anlamaya çalışsak diye düşününce; bu güzel insanın cümleleri aklımdan geçmeye başladı... \r\n\r\nİnsan kendi bildikçe değerini artırıyorsa ve esas ilim kendini bilmekse deyip bir kısa ara verince; Mısri'nin şu cümlelerini paylaşmadan olmaz dedim: \r\n\r\n“Dünya ağacının meyvesi olan insan, yaratıkların özüdür. Bunun için gayelerin en yücesini araması gerekir. Bu da ilimdir. Zahir ilmi güzeldir, amellerin tohumudur. Ama bunun güzelliği Adem’in ilmi olan ilm-i esma ile olur ki bu da batın ilmidir. Batın ehli, zahir ilminin şerefini inkar etmemiştir. \r\n\r\nZahir İlmi cehaleti giderir; ama kibir, kendini beğenme, kin ve hasedin yeşermesine sebep olur; Batın İlmi ise nefsin sıfatlarını giderir, af, eziyete tahammül, kötülük edene iyilik, herkesin iyiliğini istemek gibi sıfatların neşv ü nema bulmasına imkan verir. Birinci ilim, evin duvarına işlenen nakış gibidir. İkincisi bu duvarın karşısındaki duvara çekilen cila gibidir. Bu nakış orada daha canlı görünür.”\r\n\r\nNe kısa ne öz ve ne esaslı bir insanlık ve yaşam tasviridir.. \r\n\r\nOldukça hareketli geçen yaşamı Malatya dışında birçok ilde, ülkede devam etmiş ve yaşamının sonlarına doğru Rodos ve Limni'ye sürgüne gönderilmiş ise de tekrar dönüşleri ve ardından Limni'de vefat edinceye kadar geçirdiği yaşam; onun ilminde, ideallerinde ve duruşunda ne kadar kararlı ve iradeli bir insan olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmaktadır... \r\n\r\nİrfan Sofraları eserindeki hatıraları, ilim ve irfanın bütünlüğünü; Kaside-i Bürde Tesbi 'de Peygamber Efendimizi rüyasında gördükten sonra içine yağan yağmurları; deyiş ve şiirlerinde aşkını, sevgisini, takvasını ve ebedi yaşamı anlatan Mısri duygularını ortaya koymaktan sakınmadığı gibi düşüncelerini paylaşmaktan da asla sakınmamıştır...\r\n\r\nDoğru gördüğünü yapmış, yanlış bildiği şeylerin üzerine gitmiş, haklı muhalif yanları olmuştur. Bu durum her ne kadar sürgün hayatı yaşamasına sebep olsa da; belki de hayatının bu derece ilgi çekici olmasının ana nedenlerinden birini de meydana getirmiştir.. \r\n\r\nSokaklarımıza, caddelerimize ismini verdiğimiz, yıllar içerisinde sempozyumlar, paneller düzenleyerek bilimsel açıdan bakmaya çalıştığımız Niyaz-i Mısri'yi; bir Malatyalı olarak ne kadar tanıyor, biliyor ve ne kadar anlıyoruz ?\r\n\r\nHayatı, tasavvufi yönü, edebi görüş ve düşünceleri ile Osmanlı döneminde Malatya'da doğmuş olan bu kişiyi daha fazla tanımak, daha fazla bilip; anlamak isteyenler için yine Niyaz-i Mısri'nin bir öğrencisine yazdığı mektubundaki satırları belki ilham olabilir...
\r\n,
\r\nDer ki: '' .... Mısrî’nin herşeyi yağma oldu. Ancak görünür bir cesedi kaldı. Mısrî’yi şimdiden sonra isteyenler, muhabbet ehli ise, gönülde arasın... Ma’rifet ehli ise, sözlerimizde arasın... \r\n\r\nHer ne kadar uzak isek de evvelce ikrârı olanlardan biz ayrı değiliz. Ne kadar yakın olsalar da inkârı olanlar bizi göremez... Hakîkî aşinalık ise gönülde olup uzak-yakın birdir... Doğru yolda olanlara selâm olsun...” \r\n\r\nVe bu gönül selamının ardından '' kişi sevdiği ile beraberdir'' hadis-i şerif ile sevdiğimiz bu şehirde, yücelttiğimiz ve koruduğumuz değerlerimizle birlikte bir güzel ve anlamlı yaşam dileyelim... \r\n\r\nPaylaşarak, sevgiyle ve saygıyla... \r\n\r\nNiyazi Mısri'den: Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş / Burhan aradım aslıma, aslım bana burhan imiş.. \r\n