AKIL GÖZÜ EŞYAYI, KALP GÖZÜ MEVLAYI...

AKIL GÖZÜ EŞYAYI, KALP GÖZÜ MEVLAYI...
'' Ey Rabbim, Ben O'nu Nasıl Bulabilirim! ... ''  Diye Sordu ... 
\r\n"Musa (a.s.) Beni İsrail'e hutbe irat etmek üzere ayağa kalktı...  Kendisine, " İnsanların en bilgini kimdir?" diye soruldu: " Benim" diye cevap verdi... Cenab-ı Hak, "Allahualem (yani en iyi bilen Allah'tır)" demediği için Musa'ya hiddetlendi ve: " İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir" diye ona vahyetti....
\r\nHz. Musa ( a.s):   "Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim?'' diye sordu...  Kendisine:    "Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır" dendi...
\r\nSöylendiği gibi yaparak kendisiyle beraber, yardımcısı olan Yuşa İbnu Nûn'la yola koyuldu. Birlikte yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve yardımcısı dinlenmek üzere orada yattı. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana geldi. Hz. Musa (a.s.) ve Yuşa İbnu Nun, bu manzaraya şaşırdı ve günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler.   Musa'nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu... Sabah olunca Hz. Musa (a.s.) arkadaşına:
\r\n"Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk" dedi. Arkadaşı: "Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde akıp gitmişti" dedi.  Musa: ''Bizim aradığımız yer orasıydı '' deyince, hemen geri döndüler. Musa ( as ) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü, O'na selam verdi, ben Musayım dedi ve ekledi  " Sen, Allah'ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah'ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki onu da Sen bilemezsin. Allah'ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?" ... Hızır: '' Sen Benimle beraber olma sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve Hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki '' dedi. Musa ise: '' İnşallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir sözüne karşı gelmeyeceğim." cevabını verince; O'na,  " Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın '' dedi. Tamam yanıtıyla birlikte Hz. Musa ve Hz. Hızır (a.s.) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerini gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri ücret istemeden, onları gemiye aldı. Hızır ( as ) geminin tahtalarından birini deldi. Hz Musa ( as ) "Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacaksın. Hiç de yakışık almayan bir iş yaptın deyince, Hızır: '' Ben sana, benimle bulunmaya sabredemezsin demedim mi! '' dedi. Musa: '' Unuttuğum şey sebebiyle beni zorlama '' deyince devam ettiler... Sonra bunlar gemiden indi. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (a.s.) yavrucağı yakaladığı gibi öldürdü. Musa (a.s.): "Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!" dedi. "Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin!" diyen Hızır'a (a.s.), Musa ( as ) "Ama bu birinciden de şiddetli idi" dedi ve ilave etti: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın"... Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler istediler. Ama kimse onları  ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (a.s.) eliyle şöyle göstererek:  '' Eğilmiş '' dedi ve düzeltti. Musa, O'na Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara faydalı işler yapıyorsun! dedi... Bunun üzerine Hızır, Musa'ya "Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin açıklamasını yapacağım '' dedi ve anlattı..
\r\n"Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı." (Kuran-ı Kerim Kehf Suresi, 18/79). "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkarı kullanmasından endişe edip korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik." (Kehf, 18/80-81). "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsin ve kendi definelerini çıkarsın; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu." (Kehf, 18/82)... \r\n\r\n....  AKLIN SABIRLA İMTİHANI ... Zahirin, Batın İçindeki Varlığı... Üç İmtihan Üç İtiraz Derken Görülen Hikmet... Ne kadarını görebiliyor; idrak edebiliyor, farkına varabiliyoruz! Yaşadığımız sebepler aleminden, hikmetler deryasına geçebilmemiz neden bu kadar zor! Bilemiyoruz ama öğrenmeye talibiz.... Peki nasıl? Bilemediğimiz birçok şeyi başka insanlar ve bambaşka tecrübeler sayesinde öğrenmez miyiz... \r\n\r\nDüşünsel kazanımlarımız, hislerimiz, öfkemize hakim olabilmemiz, sabredebilmemiz; tecrübelerimizin neticesi değil midir... Herşeyi bildiğini zannetmek kadar büyük bir gaflet var mıdır! Bir hikaye okuduk ve geçtik diye bakmazsak eğer; Evren'de yer alan en büyük değerlerden birisini yani Hikmetin varlığını, burada gördük diyemez miyiz! ... Bilge bir kul ve Musa'nın arkadaşlığı devam edebilseydi belki de çok farklı aktarımları  okuyabilecektik... Bu konu geçtiğinde Peygamber Efendimiz ( SAV ) bile, keşke Musa, Hızır la beraberliğe sabredebilseydi de  başka durumlar da bize nakledilseydi demiştir... Öyleyse; sabır, ilim, gayret ve hikmet demeye devam edelim ...\r\n